En uzun yol

“Canlılığın canla buluşması” gibidir ruhun bedende yer alması.. Yoksa nedir ki beden?!. Ham bir et / kemik parçası.. Önce bedenimi terbiye ettim ben. Yoga yolunda sandım ki ellerim bacaklarımı aşıp ayaklarımı kavrarsa; olacağım ben… Sonra baş üstü duruşlar geldi. Yerle yeksan ediyordum kendimi ısrarla daha fazlasını deniyordum. Bir gün nefes / iskelet ve içimde bir başka şey (?) ellerimin üzerinde taşırken gövdemi bir yörüngeye oturdu. Çat diye bir kilit kapandı ve ben başka bir aleme daldım.. Kendi içimde kendimden çok öteye..

İnsan tanımak belirli bir mesleğiniz de varsa kolaydır..

Zor olan insanı insan yapan ruhu tanımaktır. Büyük usta Arabi’nin dediği canlılığın canla buluşması gibi bedenlenmiş bir ruhun soyulması ve anlaşılması ilmek ilmek emektir. En büyük emek kendini soyabilmektir..

Kendi içini göremeyen bir bendim. Tercih yapması gerektiğinde netliklerini kaybetmiş bir ben. Hiç bir ortamda kendi doğasını bulamayan bir ben.. O ortamlarda bir türlü kendi olamadığı için daralan daralan ve sıkışan bir bendim.

Başkalarını kolay okuyan ancak kendinden uzaklaşan. Bazen de ipin ucunu kaçırıp şüphe ve endişeler dağarcığını büyüten bir ben. Aynalar karşısına geçtim de diktim yeşil gözlerimi gözümün içine içine de gene olmadı. Yüzüme sular çarptım, kafamı duvarlara yasladım gene olmadı. Kendime kör, sağır ve dilsiz bir candım. Ta ki muazzam tercihlerle hastalar ettiğim kendimi muhteşem bir güçle şifalandırdığımı görene kadar. Bilgi güç ise uygulama altındı. Sözler umut ise var olma güdüsü en büyük erkti.

Öyle bir zamana konuğuz ki, kendi kendimize kestiğimiz cezalar, hastalıklar, kapitalist sistemin sunduğu yıllık izinler ve boş zamanlar (!) içinde bir döngüdeyiz..

– O da ne demek ise – “ Boş zaman ”.. Bir düşün oysa sonsuzluk senin.. Ama bana diyeceksin ki “Hadi ama yarın işe gideceğim, yemek ye, çocukla ilgilen, duş al yat… Zamanın sonsuzluğu mu boş sözler bunlar “ diyeceksin.. Hatta dedin bile..

Ben de öyle diyordum. Okurken çalışmaya başladığımda en çok çalışarak zihnimi susturacağımı sanıyordum… Zamanı yatay döngüde dün / bugün / yarın diye tuttukça işin içinden çıkamayacağımı anladım. Dört nala uzaklaşıyordum kendimden.

Oysa zaman bir döngü. İçinde seni ve beni barındırıp evire çevire döndüren..

Rüyaların var senin mesela. Hatırla. Sabah kalktığında aklındalar işe gidip anlatacağında siliniyorlar. Sordun mu kendine neden? Kaç dakika sürdü gerçekten biliyor musun? 8 saat uykunda belki de sadece 15 dakika bir rüyayı kovaladın ama anlatmaya başlasan belki 50 saniye belki 50 dakika gibi anlatacaksın. Sordun mu kendine neden?

Bana beni anlatsınlar diye kaç kişiye kendimi sordum biliyor musun? Şimdi de soruyorum ama bu sefer farklı. Kendimde en bana ait olanı bulup dışa nasıl yansıttığımı sendeki beni soruyorum..

Belki bir gün gelecek bu sorularım da bitecektir, kim bilir?!..

En uzun yol kendine doğru aldığın yoldur. Zordur, çetindir ama paha biçilmez zenginliklerle doludur. Kendime yaklaştıkça, sana daha çok kavuşuyorum.. Hepimiz kalıplarımızdan sıyrılmış öz benimizi bulsak kalır mıydı savaşlar gerçekten?

Tekken bir olduğumuzu görsek savaşır mıydık bir hiçlik için?

İnsanı en kıymetli kılan

Yani seni..

Kendi içinde aştığın dalgalı denizler, yüce dağlar, balta girmemiş ormanlar, korsanlar, bazen almayı dahi unuttuğun nefeslerdir.

O kadar değerlisin ki,

Sadece farkına var…

Duygu Sayılgangil

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir