Sihirli Frekans

Tüm bunlar olurken, hayatıma açtığımız yeni bir sayfadan, mumun naif ve hercai ışığından, dönmez ailesinin her ferdinin döneceğine emin olduğumuzdan sebep belki de, dolunayda bırakarak engellerimizi ve bizi sabote eden kodlarımızı ve yeni ayda yılmadan, usanmadan, sabırla, teslimiyetle yaratımlarımızı yaparak dağılıyoruz geceye.

Umudumuz , bizim nefes kapımız. Kat ve kat betonların arasından açan o çiçek gibi, bazen de güneşi gördüğü an sarı sıcağa kapılıp baharın geldiğini sanan o ağaç gibi yeşererek, içimizin sesinden esen hep hatırladığımız inançla, hayata sarılıyoruz sımsıkı. Sımsıkı sarılmanın güzelliği, hani kalpler birbirinin boşluğuna düşüyor ya, eksik taraf tamamlanıyor gibi , tam da öyle sımsıkı.

Sarılabilirim hayata, göğüs kafesinde yer bulana dek.

Kollarımızı açıyoruz mucizelere ve o sihirli anahtarlarla, önce kalbimizin odalarına ince bir dalış yaparak, eski bir çağın hikayesinde unuttuğumuz, kilit altına aldığımız ; kilitlersek eğer orada kalır hatta biz bile unuturuz yerini sandığımız odalara tek tek girip bakıyoruz.

Öğrendik ki onlar orada derinleştikçe, mezarlaştıkça , O ölümsüz firavun bizi yiyip bitirecek. Tek tek açıp odaları , enerjiyi serbest bırakıyoruz, kalbimizi havalandırıp, feraha erdikçe, yaşam sen ne güzelsin nidaları çıkıyor içimizden.

Ohh be!

Affederek yol alıyoruz. Affetmek; ne mucizevi bir arınma biçimi, affettikçe katman katman helezonlar, birbiri içine geçmiş, derinleşmiş, kabuklaşıp sertleşmiş belki de, kalkıyor üzerimizden bir bir. Bu hafiflik ne büyüleyici bir his. Yıllarca hatta yüz yıllarca kalbimizi nasıl da ateşe vermişiz, şimdi küllerimizden gül yaratma vakti Mevlana’nın da dediği gibi..

“Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle. Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla.”

Verdikçe çoğalıyor hazinelerimiz. Saf sevgiyle gönülden verip sevgimizi, aşkımızı, sözcüklerimizi, sofralarımızı, gecemizi, gündüzümüzü, hikayelerimizi ve paylaştıkça kahvemizi, montumuzu, paramızı çoğalıyoruz.

‘’Veren el, alan elden üstündür.’’

Kendime yeni bir sayfa açarken, ki her sabah uyanır uyanmaz kendime yepyeni bir sayfa açar, gelen ne ise kucaklarım.. Hiç bilmediğim bir başlangıçta, içimdeki aşk, yaşam çiçeğini hep en baştan var eder gibi diriliyor. Bu diriliş an’ı kutsal saydığım her şeyden , her kapıdan, her pencereden önde, saf bir adımla, adım adım adımla, içselleştirerek, neşeyle yumuşacık yerleşiyor yuvasına. Dudağımın kenarında kalan, atladığım ya da unuttuğum veyahut ertelediğim bir kara gülüş varsa, affediyorum onu da.

Tüm sorumluluğu üzerime alıyorum yaşamımın, her bir yaratımımın tek yaratıcı bendim, ben deneyimlemek istedim bu hikayeyi, ne cesurum diye alkışlıyorum kendimi. Çünkü dışarıda kimse yok ve hepsi benim seçimimdi. İyi ki bu yolu seçmişim diyorum usulca kendime, kalbime kavuştum. Ve başlıyorum gecenin sessizliğinde, gecenin o eşsiz lisanını da içime katarak mırıldanmaya.

Seni seviyorum.
Senden özür dilerim.
Lütfen beni affet.
Teşekkür ederim.

Yıllar önce karşıma çıkan, bu arınma metodu, ‘’HO’OPONOPONO ‘’kendime attığım ilk adımlardan biridir. Yansımalarını gördükçe, inancımı arttıran ve bir çok mucizeye ev sahipliği yapan bu dört cümle. İki elimle göğüs kafesimi açıp, içine yerleştirdiğim bu titreşim; evrende sevinç yaratan, sihirli frekans: seni seviyorum.

“Bir insanı sevmekle başlar her şey.” demiş Sait Faik..

Biliyordu ki, bir insanı sevdiğinizde, siz de iyileşirsiniz. Daha iyi bir adam ya da kadın olursunuz.

Bir insanı sevince istiyorsunuz ki O hep iyi olsun, bir dakika bile üzülmesin. Aramızda henüz insanın gözle görmesinin mümkün olmadığı o sevgi kordonları sayesinde , biz o bir dakikayı çok derinden yaşarız çünkü sevdiklerimiz üzülünce. Bir insana kalbinizle mühürlendiğiniz zaman, her sevgi bir mühürdür, bir anlaşmadır aslında, O’nun ışığı size, sizin ışığınız O’na aktığı zaman, istiyorsunuz ki hikayesi masal gibi olsun. Yeşilin maviyle , ormanın denizle, kuşların bulutlarla dans ettiği, neşeyle, coşkuyla insanların birbirini selamladığı bir halin kahramanı olsun. Hatta o masalda olmasanız bile veyahut o masalda tek rolünüz kalmasa bile. Bir insanı sevdiğiniz zaman, koşulsuz seversiniz, O yaklaştı diye artmayan, O mesafeleri çoğalttı diye azalmayan, kendi olmasına izin vererek, kırmadan ve dökmeden tüm parçalarını bütünü ile seversiniz. Ne hal içinde olursa olsun, yargılamadan ve olduğu gibi seversiniz.

Evrendeki en güzel hal, sevgi halidir çünkü.

İçinizi ısıtsın diye yazdım. Hep var olan bir masalın içinde sevgi haliniz çok olsun.

Ve öyledir.

Sibel Eşiyok

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir